HİTLER’İN SON BOMBASI…
13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto
05 Nisan 2009 10:50
Almanlar tarafından büyük bir gizlilikle yürütülen “V2 projesi” İkinci Dünya Savaşı’nın kaderini değiştirebilecek potansiyele sahipti; ama öyle olmadı...

Bu teknoloji, binlerce insanın evsiz kalmasına ve ölümüne neden olduğu gibi Ay’a atılan ilk adıma da öncülük etti. Üretimi sırasında binlerce insanın yaşadığı trajedi ise akıllara durgunluk verecek cinsten...

İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar kara savaşı konusunda üstünlüğü sağlamış ve dört bir yana korku salmışlardı. Nitekim, Polonya sınırına panzerleriyle dayandıklarında karşılarına dünyanın son süvari alayı olan Polonya ordusu çıkmış; daha sonra filmlere ve romanlara konu olacak bu savunma çok kısa sürdüğü gibi sınır da düşmüştü...
   Ne var ki, 1943 yılına gelindiğinde koşullar Almanlar aleyhine değişmeye başlamıştı. “Yıldırım Harekatı” operasyonuyla Avrupa’nın hemen hemen tümünü ele geçiren; ancak İngiltere ve Sovyetler Birliği’ni tam olarak düşüremeyen Alman Genelkurmayı’na, özellikle doğu cephesinden endişe verici sinyaller geliyordu. İşte, o günlerde Avrupa’da, “Almanların yeni bir silah geliştirdikleri” dedikoduları yayılmıştı. Hitler ve kurmayları, dünyaya sadece kara kuvvetleriyle hükmetmenin olanaksızlığını kavramışlardı.
   Önceleri bu dedikodulara pek çok kişi kulak asmadı. Çünkü, savaşın başından beri taraflardan birinin en sonunda bir “gizli silah” oluşturacağına inanılıyordu. Hitler, bu konuda düşmanlarından bir adım öndeydi; 1942 yılının sonunda karşılaştığı güçlükler üzerine kurmaylarını toplamış; reaktörlü uçaklara, füzelere, havadan havaya atılan roketlere ve dev toplara daha fazla sermaye, emek ve insan gücü ayrılmasını emretmişti.
   Tüm bu yeni silah arayışları içinde iki tanesi özellikle ön plana çıkıyordu: Bunlardan biri, tam anlamıyla pilotsuz bir uçak olan, ama aslında ortalama 300 kilometrelik bir mesafedeki bir hedefe atılabilen bir tonluk bir bombayla, onun daha geliştirilmiş modeli olan bir füzeydi. Hitler bu iki silahı “Vergeltungswaffe” (misilleme silahları) olarak tanımlıyor ve bunlar sayesinde aylardır uçaklarla dövdüğü halde bir türlü teslim olmaya zorlayamadığı İngiltere’yi altetmeyi planlıyordu. Silahlara da, isminden dolayı “V1” ve “V2” adları verilmişti...
   V1 ve V2’lerin hikayesi aslında çok daha eskilere dayanıyordu. 1920’li yıllarda uzaya yolculuk fikirleri yavaş yavaş bilimkurgu olmaktan çıkmış ve insanoğlunun ayaklarını Dünya’dan kesecek “sıvı yakıtla çalışan roket” fikri ortaya atılmaya başlamıştı. İşte, Alman bilimadamları, İkinci Dünya Savaşı’nı Naziler lehine bitirebilecek V2 balistik füzeleri düşüncesini bu bilgilerin üzerine monte etmişlerdi. Ünlü Alman bilimadamı Wernher von Braun’un füze teknolojisi ile ilgili rüyası, Alman yetkililerin elinde korkulu bir silaha dönüşecekti. Alman liderleri ve komutanları, V2 gibi süpersonik füzeleri düşman üzerine yağdırmayı ve sahip oldukları bu teknolojik üstünlükle Müttefik hükümetleri  “savaşı kaybettiklerine ikna etme”yi umuyorlardı. Proje için onlarca yıl süren teknolojik uğraş ve milyonlarca mark harcanmıştı...  
   SS yetkililerinden biri olan Dieter Huzel, 1943 yılında V2 füzesini ilk gördüğünde izlenimlerini şöyle kaleme almıştı: “Buluşu ilk gördüğümde, füzenin ‘Aydaki Kadın’ isimli bilimkurgu filminden çıkıp dünyaya gelmiş olabileceğini düşündüm. Füzeyi klasik bir uzay aracı anlayışıyla ince ve torpido şeklinde yapmışlardı. İşletim mekanizması hakkında hiçbir ipucu görülemiyordu ve haç şeklinde kanat dümeni bulunuyordu...”
   Buna rağmen V1 ve V2’nin önemi hiçbir zaman tam olarak vurgulanamadı. Özellikle Müttefikler, Almanya’nın bu çalışmalarından ancak 1943 yılında haberdar oldular. 1943 ilkbaharında General Ismay, İngiliz Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği bir notada, Almanya’nın benzer silahlar ürettiğini; ama bunu şimdilik İngiliz kamuoyundan saklamak gerektiğini belirtmişti. Generale göre, bu bilgilerin duyulması halk arasında büyük bir panik yaratacaktı.
   Generalin bu uyansını ilk ciddiye alan kişi Churchill oldu. Damadı general Sandys’i bu silahlar konusunda bilgi toplamakla görevlendirdi. Onun yaptığı çalışmalara göre, Almanlar, bu tip silahlan Baltık Denizi kıyısındaki Peenemünde bölgesine yığmaya başlamışlardı. Öte yandan, İngiltere’nin karşı kıyısındaki Fransız sahillerinde de bazı roket atma rampalarının yerleştirildiği vurgulanıyordu. Sandys’den Churchill’e gönderilen bu raporların ilki 28 Haziran 1943 tarihini taşıyordu.
   Churchill damadının raporlarını ciddiye aldı ve 16-17 Ağustos 1943 gecesi İngiliz Hava Kuvvetleri’ne  (RAF) bağlı 600 bombardıman uçağı, bu füze ve roketlerin bulunduğu
Peenemünde bölgesini bombaladı.Bombardıman sırasında aralarında V1 ve V2 silahlarının programlayıcısı olan General von Chamier-Glisenenski dahil çok sayıda Alman teknisyen ve bilimadamı öldü, roket montaj tesisleri ve laboratuvarlar tahrip edildi. Bu geniş operasyonda İngilizlerin kaybı sadece 41 uçaktı. Bombardımanın önemi, Almanları tesislerini daha iç bölgelere taşımaya zorlamaktı. Nitekim, Peenemünde’deki montaj atölyeleri daha içerdeki Harz bölgesine taşındı, roket atma aletleri de taa Polonya’ya yerleştirildi.
   Tabii bu olay Almanların Londra’yı V1 ve V2 silahlarıyla vurma planını geciktirmişti. Öyle ki, Churchill’in sivil savunmadan sorumlu danışmanı Lord Chervell, ağustos ayının sonlarında Başbakan’a, Alman VI ve V2 saldırılarının 1944 yılının ilkbaharından önce olamayacağı bildiriyordu. Yine Chervell ‘in yaptığı hesaplara göre, Almanlar VI veV2 füzelerinden günde yaklaşık 100 tane göndereceklerdi ve bunlardan sadece 25 tanesi hedeflerinin yaklaşık 15 kilometre yakınına düşecekti. Chervell, her hedefe isabet eden füzenin yaklaşık 50 kişinin ölümüne ve 100 kişinin de yaralanmasına yol açacağını belirtiyordu. 
    Bu İngiliz danışmanın görüşlerini tarih de doğruladı. Füzelerin programından sorumlu olan General Wachtel, V1’lerin gönderilmesi için 50 füze atma istasyonunun hazır olduğunu ancak 1944 Mayısı’nın sonlarında söyleyebilmişti. Gerçekten de, ilk V1 füzesi, 13 Mayıs günü saat sabahın 4.30’unda Manş Denizi’ni aşıp İngiltere topraklarına düştü. Füze, Londra Saat Kulesi’ne 30 kilometre mesafedeki Swanscombe kasabasına isabet etti. İkinci V1 füzesinin hedefi ise Cuckfield kasabasıydı. Üçüncü füze Londra’nın banliyösü olan Bethnal Green’e, dördüncüsü ise yine Londra’nın banliyösü Sevenoaks’a düştü. Bu füzeden sadece  Bethnal Green’e düşeni 6 kişinin ölümüne yol açmıştı.
   Aslında Almanlar o gün İngiltere’ye tam 10 V1 füzesi göndermişlerdi ve bunlardan sadece 4 tanesi Manş Denizi’ni aşabilmişti. Diğer 4 tanesi fırlatma anında yere çakılmış, 2 tanesi ise hedefi şaşırarak denize düşmüştü.
  İkinci büyük saldırı 15 Haziran 1944 günü gerçekleşti. 55 ayrı istasyondan fırlatılan 244 V1 füzesi İngiliz kentlerini kana buladı. Roket saldırısının zirveye çıktığı günlerde,  Londra’da günde 11.000 ev yerle bir oluyor, 5.000’e yakın insan da ölüyordu. Gerçek “misilleme” işte bu olaylardan sonra gerçekleşti; Müttefiklerin, Almanların savaş araçlarının üretildiği fabrikalarda çalışan 10.000 kişinin yaşamına malolacak bir bombardımanı başlatmaları olayın asıl trajik kısmı oldu...
   Naziler, 1944’ün Kasım ayında U-Boot denizaltılarının üzerinden V2 füzelerini fırlatma projesini de geliştirmişlerdi. V2’ler savaşı sona erdiriyordu; ancak bu Almanların umduğu doğrultuda gelişmedi. Von Braun gibi diğer yetkililer de, bu teknolojinin gerçek etkilerini gözden kaçırmışlardı. Ancak projenin kaderini tayin eden gelişmeler, Alman İmparatorluğu’nun 1.000 yıllık tarihindeki en ihtişamlı kumarın resmini gün ışığına çıkarması açısından önem taşıyordu.
   Bu teknoloji, Ay’a atılan ilk adıma ve Soğuk Savaş yıllarının uzun menzilli gelişkin füzelerine de öncülük etti. Teknolojinin geliştirilmesi ve yapımı sırasında ortaya çıkan maliyet, Üçüncü Reich’in ekonomik çöküşünü daha da hızlandıran en önemli faktördü. İlk V2 füzesi, 100.000 marka mal olmuş ve ayda 300 füze üretme kapasitesine sahip fabrikanın yapımına da 31 milyon mark harcanmıştı. Hitler’in zaferine ulaşmaktaki son umudu olan bu füzelerin toplam maliyeti, bugünün rakamlarıyla 150 trilyon TL’yi buluyordu.
   Ünlü yazar George Orwell, Londra’ya yapılan V2 saldırılarını nefretle kınayanlardan biriydi... Sadece saldırıların neden olduğu büyük yıkımlardan değil, aynı zamanda Londralılarda yarattığı değişimden dolayı kınayanlardan... Çünkü, ünlü yazarın
da belirttiği gibi bu dehşet sonrasında insanlar, savaştan sonra yaşantılarının nasıl gelişeceğini değil, bir sonraki savaşta kendilerini nelerin beklediğini konuşur olmuşlardı.
   Orwell, “Toplanmış Denemeler”inde şöyle diyordu: “Daha bir savaş sona ermeden, olası ikinci savaşı düşünen kederli gözler görüyorum. Sanıyorum ki bundan sonraki savaşta (III. Dünya Savaşı) Atlantik üzerinden birbirlerini vuracaklar…”
   Orwell’in kehaneti, gerçek dünyada “Soğuk Savaş”la tüm olaylarda kendini hissettirdi. Ve uzun bir dönem boyunca Dünya, “dehşet dengesi” adı verilen süreçte süper güçlerin
liderlerinin yatak odalarındaki kırmızı düğmeleri konuşur oldu...

 

  

V2’LER O KADAR DA GİZLİ DEĞİLDİ…
   General Dornberger, 18 Ağustos 1943’te saatler geceyarısını biraz geçerken, Almanya’nın kuzeyinde bulunan Peenemunde füze üretim merkezinin Müttefiklerce bombalanmasıyla uyanmıştı. Bu saldırı pek de sürpriz sayılmazdı; SS şefi Heinrich Himmler böyle bir sonucu tahmin ettiğinden, geliştirme merkezlerini Mittelwerk’deki yeraltı fabrikalarına taşınması talimatını çok önceden vermişti. Amaç, fabrikanın daha sonra Polonya’ya transfer edilmesiydi. Daha sonra İngiliz istihbarat birimleri Fransa’daki füzelerin yerlerini tespit etti ve V2 fırlatma rampalarını imha etti. Kimi füzelerin fırlatılırken patlaması, Almanların kendi kendilerine büyük zarar vermelerine neden oluyordu. İngiltere, füzelerin varlığının açıklanmasını istemediğinden 6 hafta boyunca süren saldırılardaki patlamaların, gaz tanklarının havaya uçmasından kaynaklandığını ileri sürdü...


   SÜPER SİLAHLARIN ANATOMİSİ…
   Uçan bomba V1
Genişliği:5 m
Toplam uzunluğu:8 m
Ağırlığı:2 ton
(Bunun bir tonu patlayıcı, 600 kilogramı ise yakıt)…
Maksimum menzili:400 km

Londra’ya gönderilen V1 füzelerinin büyük bir çoğunluğu Hollanda’daki rampalardan fırlatıldı. V1 füzeleri roket rampalarından gönderildiği gibi, Heinkel – 111 bombardıman uçaklarıyla da taşınabiliyordu. 1944-1945 yılları arasında İngiltere’ye tam 10.500 V1 füzesi gönderildi. Bunların 8.892 tanesi rampalardan fırlatılırken, 1.600tanesi bombardıman uçaklarıyla taşınmıştı.

   Roket bomba V2.
Uzunluğu: 14 metre...
Toplam ağırlığı: 13 ton
(Bunun 9 tonu yakıt,1 tonu patlayıcı madde)...
Füzenin ses hızına ulaşması için gerekli süre: 30 saniyeden daha az…
Maksimum fonksiyon süresi : 65 ile 72 saniye arasında değişken…

V2 füzeleri uzun mesafeli atışlarda 80 ile 100 kilometre yükseklikten gidiyorlardı. Ancak, daha kısa menzilli hedefler sözkonusu olduğunda bu füze bombalar çok daha yükseklere çıkabiliyorlardı. V2 saldırıları tarihsel olarak V1 saldırılarından sonra gerçekleşti ve 1945 yılının Ocak ayında en üst düzeye ulaştı. 1945 Ocağı’nın ilk iki haftasında İngiltere’ye tam 60 V2 füzesi gönderildi.


   ONBİNLERCE ESİR, “UÇAN BOMBA” LARIN ÜRETİMİNDE ÇALIŞTI…
   V2’lerin büyük bir bölümünün montajı ve üretimi, Orta Almanya’da bulunan Mittelwerk’deki yer altı fabrikalarında gerçekleştiriyordu. Bu yer altı fabrikalarında Rus, Polonyalı, Fransız işçiler çalışıyordu ve bu zorla çalıştırılan işçilerin yaşadıkları yerler ve çalışma koşulları, toplama kamplarından farklı değildi…
   Hiçe sayılan insan hayatı ve bu fabrikalarda çektirilen acılar, harcanan paraların dışında Mittelwerk’deki üretimin gerçek maliyetini de gözler önüne seriyor… 1943 yılının Kasım ayında bu tünellerde 8.000 işçi çalışıyordu. SS’ler her ne kadar çalışan işçiler için barakalar yapılmasını kararlaştırmışsa da, proje lideri Dr. Hans Kammler (Auschwitz Birkenau toplama kamplarındaki gaz odalarını inşa eden isim), bu yapılara öncelik verilmesini engelliyordu. Emrindekilere söyledikleri, bu konuda neler düşündüğünün ve insan hayatını hiçe saydığını en güzel özetiydi: “İnsan maliyetini çok fazla önemsemeyin… Çalışmalar devam edecek ve mümkün olan en kısa zamanda iş bitirilecek…”
   Bu yaklaşımın sonucunda işçiler, dondurucu soğuğa rağmen tünel koridorlarında, hasırlarda ve çıplak kayalarda yatmak zorundaydılar. Tünellerde çalışan Fransız direnişçi Jean Michel, güncesine daha sonraları şunları yazacaktı: “Kapo’lar (hapishane çavuşları) üzerimize kabus gibi çökmüşlerdi. Bizleri öldürmekle tehdit edip duruyorlardı. Günde 15 saat buyunca tüm gücümüzle çalışmak zorunda kalıyorduk…” Tutuklular sadece Pazar sabahları, o da sayım sırasında günışığını görebiliyorlardı. Günde 25 kişi yaşamını yitiriyordu ve ilk başlarda cesetler Buchenwald’daki krematoryuma götürülüyordu. Ancak Kapolar, 1945 Ocağı’nda portatif krematoryum inşa ettiler ve cesetleri burada yaktılar. Bir ay sonrada sürekli olanını kurdular…
   Bu bilgiler Wernher von Braun için korkunçtu, çünkü buluşunun böyle insanlık dışı bir amaçla kullanılmasını istememişti… Zaten 1945 yılında gönüllü olarak ABD ordusuna katıldı ve 1955 yılında da Amerikan vatandaşlığını kazandı. ABD Balistik Füze Merkezi Başkanı olarak, ilk insan yapımı Dünya uydusu “Explorer I” in yollanmasında aktif rol oynadı. Yarattığı V2 teknolojisi, Ay’a atılan ilk adımın da öncüsüydü. 1969 yılında Ay’a inen Apollo 8” için “Saturn” rokerini geliştirdiğinde Marshall Uzay Uçuş Merkezi başkanıydı.


   “V2 YER ALTI FABRİKASINDA ÇALIŞMAYA ZORLANDIM”
   Mittelwerk tutuklularından Willy Frohwein, vahşetten sağ olarak kurtulduğuna hala inanamıyor...
   Bergen-Belsen toplama kampından İngilizler tarafından kurtarıldığında 22 yaşında olan Frohwein, Nazi ölçütlerine göre “yarı Yahudi”ydi; dolayısıyla orduya katılma hakkı yoktu. Buna rağmen silah endüstrisinde köle olarak çalışabilecek kadar iyi olduğu düşünüldü. 1942 yılında sabotaj eylemi nedeniyle tutuklandı. Kaçma girişiminde bulunduğu sırada, İsveç sınırında yakalandı.
   6 ay hapis cezasına çarptırılan ve ilk önce Berlin’deki işçi kampına, ardından da Auschwitz’e gönderilen Frohwein’a, kampta Yahudi olarak sınıflandırılanlara verilen 122785 dövmesi yapılmıştı. Daha sonra Monowitz’deki boya fabrikasına gönderildi. İki ay sonra yaşadığı psikolojik çöküntü nedeniyle tekrar Auschwitz’e yollandı ve “çalışma kabiliyetine sahip değildir” damgası yiyerek tedavi için bir başka kampa gönderildiği söylendi. Oysa, gaz odasına mahkum olmuştu.
   Frohwein, ölüme doğru çıktığı yolculuktan son anda nasıl olup da kurtulduğunu ancak savaştan sonra bulabilmişti... Annesi, onun tutuklanmasından dolayı Auschwitz kumandanına bir protesto mektubu yazmış; mektup da kumandanın kafasını karıştırmıştı. Ölüm sırası bekleyen Frohwein’ı yeniden yanlarına çağırmışlar, ona; “Sen Yahudi misin?” diye sormuşlardı. O da soruyu, “Bilmiyorum” diye yanıtlamıştı. Bunun üzerine onun Alman olduğuna karar vermişler ve onu “Yahudilik”ten çıkartıp “siyasi suçlu” kapsamına almışlardı...
   Savaşın son aylarında herkese ihtiyaç duyulduğundan Frohwein da füzeler için oluşturulan toplama kampı Mittelwerk’in “B tüneli”nde ulaştırma biriminde çalıştırılmıştı. Bu tünel, füzenin montaj aşamasının sonu etabı olarak biliniyordu…


   ALMAN SAVAŞ SANAYİİNİN GERÇEKLEŞMEYEN PROJELERİ
   Yıl 1943... Alman ordularının yenilgi listesi gün geçtikçe kabarıyordu... Stalingrad bozgununu, Bizerte, Koursk, Salerno yenilgileri izledi. Yıldırım Savaşı günleri artık çok gerilerde kalmıştı. Bu yenilgiler Alman propagandasında köklü bir dönüşüm yarattı. Kitle psikolojisinin bir numaralı uzmanı propaganda bakanı Dr. Goebbels, “Topyekün Savaş” ve “Kıyamet Teorisi”ni geliştirdi. Bu yeni propaganda mekanizmasına göre, Avrupa’da Almanya’nın sonu, medeniyetin sonu anlamına gelecekti. Bu da “Bolşevizmin zaferi” demekti... Propaganda Bakanı “Topyekün Savaş” teorisini geliştirirken, bu olayın askeri kanadı olan “yeni ve topyekün yokedici silahlar”ın üretilmesi ve kullanılması da gündeme geldi. Alman bilimadamları ve teknisyenler, Almanya’nın kendisiyle birlikte tüm Avrupa’yı yok edebilecek silahları geliştirmeye başladılar.
   Bugün tarihçiler Almanya’nın savaşın son yıllarında geliştirdiği silahlardan sadece V1 ve V2 füzeleriyle ilgileniyorlar. Bunun nedeni, bu füze projelerinin daha sonraki yıllarda gerçekleştirilen uzay çalışmalarına öncülük etmeleri… Ne var ki, Almanlar “Topyekün Savaş” stratejisi çerçevesinde sadece V1 ve V2 füzeleri geliştirmediler, elektronik denizaltından basınçlı mayın tekniklerine, bombardıman uçaklarından füzelere askeri teknolojinin çok çeşitli alanlarında yeniliklere imza attılar.
   Bu silahların ilki, basınçlı mayınlardı… Savaşın başında gerek Alman ordusu gerekse Müttefikler ünlü manyetik mayınları kullanıyorlardı. Almanların ürettiği basınçlı mayınların üstünlüğü ise, o günkü teknolojiyle kesinlikle saptanamamalarıydı. Üstelik bu mayınların ateşleyicisi çok hafif bir dalgalanmayla bile harekete geçiyordu. 1943 yılında Almanya’nın bir
Müttefik çıkartması beklediği Fransa sahillerine bu tip mayınlardan tam 4.000 tane yerleştirdiği tahmin ediliyordu.
   1943 yılına kadar Almanlar deniz savaşlarında ünlü U-boot’ları sayesinde çok büyük başarılar elde etmişlerdi. Bu denizaltılar özellikle malzeme ve silah taşıyan Amerikan ve İngiliz gemilerine çok büyük kayıplar verdirmişti. Ancak 1947 yılından sonra Müttefikler bu denizaltıların yerini saptayan çok gelişmiş radarları devreye soktular ve daha sonra suyun üstüne çıkmak zorunda kalan bu denizaltıları vuracak uçaklar geliştirdiler. Bunun üzerine Amiral Dönitz, Alman bilimadamı Walter’in ta 1937 yılında geliştirdiği, “tek motorlu” denizaltı projesi üzerine yeniden eğildi. Bu denizaltının en büyük avantajı, suyun üstüne çıkma gereksinmesi duymamasıydı.
   Ancak, bu denizaltıların asıl büyük gücü, çok hızlı dalma yetenekleri ve dalış anında 6 torpilini bile göndermeleriydi. Üstelik, geliştirilen elektronik tekniklerle torpiller hedeflerini mutlaka vuruyorlardı. Nitekim, 1944 yılında Baltık Denizi’nde yapılan atış denemelerinde yüzde 99’luk bir başarı sağlanmıştı.
   Ne var ki, Alman bilimadamları savaş aletlerindeki yenilik projelerini ağırlıklı olarak uçak ve füze sektöründe hayata geçirdiler. Almanların uçak sanayinde üstünlükleri daha 1939 yılında biliniyordu. Alman Hava Kuvvetleri (Luftwaffe) 28 Ağustos 1939 tarihinde He-178 adını verdikleri ilk tepkili uçağı uçurmayı başarmıştı. Stalingrad yenilgisine kadar esas olarak yeni uçak tipleri geliştirmekle ilgilenen Alman bilimadamları, Rusya cephesindeki ve Kuzey Afrika’daki yenilgilerin ardından dikkatlerini karadan karaya, karadan denize ve denizden havaya fırlatılan füzeler üzerinde yoğunlaştırdılar; gerek uçak gerekse füze konusunda sayısız proje geliştirdiler. Ama, bunlardan çok azının prototipini yaratacak ortam ve zaman buldular. Onların bu çalışmaları da daha sonraları birçok uçak, füze ve uzay aracına öncülük etti... 


Bu haber toplam 2169 defa okundu.
made in Germany
oktay tınaz
japonlar küçültmede italyanlar estetikte almanlar ise Mühendislikte bir numaradır Hitler 1.yıl daha dayanabilseydi şu an dünyanın kaderi çok farklı olacaktı bundan eminim.
31/01/2010 21:07
hitlerrrrrrrrrrrrrr
ali06
alman zekası ve teknolujisini her zaman üstün buluyorummm
29/05/2009 04:05
reklam
Bu Kategoriye Ait Diğer Haberler
HAFTANIN KONUSU
HAVA DURUMU
Yazarlar
RÖPORTAJ
FotoGaleri Haber